TFF Yayın Haklarına Yeni İhale Öncesinde Rekabet Kurulu Kararları Perspektifinden Bakış

TFF’nin yeni yayın ihalesi öncesinde Rekabet Kurulu’nun 2012–2025 dönemindeki kararları ışığında münhasırlık, paketleme, alt lisanslama ve ihale sonrası satış kısıtlamalarının hukuki sınırları neler?
Türkiye’de profesyonel futbol müsabakalarının yayın haklarının merkezi olarak pazarlanması, uzun yıllardır rekabet hukuku bakımından tartışmalı ve gelişen bir alan niteliğindedir. Özellikle Süper Lig ve 1. Lig yayın haklarının belirli dönemlerde münhasır olarak tek bir teşebbüse bırakılması, yayın haklarının farklı paketler halinde ihaleye çıkarılması, alt lisanslama imkanları ve yayın hakkını elde eden teşebbüsün ihale sonrasındaki ticari uygulamaları Rekabet Kurulu’nun çeşitli kararlarına konu olmuştur.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, yayın haklarının rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesinde yalnızca ihaleyi kazanan teşebbüsün kimliği veya yayın haklarının tek bir teşebbüse bırakılıp bırakılmadığı belirleyici değildir. Sözleşmenin süresi, münhasırlığın kapsamı, pazara giriş koşulları, hakların paketlenme biçimi, alt lisanslama imkanları ve ihale sonrasındaki uygulamalar bir bütün olarak dikkate alınmaktadır.
Bu bakımdan Rekabet Kurulu’nun 2012 yılından 2025 yılına kadar verdiği kararlar, TFF yayın hakları bakımından zaman içerisinde gelişen bir rekabet hukuku pratiğinin izlenmesine imkan vermektedir. Yeni yayın ihalesinin gündeme geldiği bu dönemde söz konusu kararların birlikte değerlendirilmesi, ihale modelinin rekabet hukuku bakımından karşılaşabileceği meselelerin ortaya konulması açısından önem taşımaktadır.
1. Yayın Haklarının Merkezi Pazarlanması ve Rekabet Hukuku
TFF yayın haklarının merkezi olarak pazarlanması, kendi başına rekabet hukuku bakımından bir ihlal teşkil etmemektedir. Bununla birlikte merkezi pazarlama modeli kapsamında gerçekleştirilen ihale ve bu ihale sonucunda akdedilen sözleşmeler, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun bakımından incelemeye tabi olabilmektedir. Bu noktada özellikle Kanun’un 4. maddesi ile 5. maddesi önem kazanmaktadır. Yayın haklarının belirli bir teşebbüse münhasıran bırakılması, rakip yayıncıların ilgili içeriğe erişimini sınırlandırması nedeniyle rekabeti kısıtlayıcı etkiler doğurabilmektedir. Ancak böyle bir anlaşmanın 4. madde kapsamında değerlendirilmesi, anlaşmanın her durumda hukuka aykırı olduğu anlamına gelmemektedir. 5. maddede öngörülen koşulların birlikte gerçekleşmesi halinde bireysel muafiyet gündeme gelebilmektedir. Dolayısıyla yayın hakları bakımından temel hukuki mesele, “münhasır yayın hakkı verilebilir mi?” sorusundan ziyade, belirli bir münhasırlık düzenlemesinin ilgili pazardaki rekabet üzerindeki etkisinin ne olduğu ve söz konusu düzenlemenin bireysel muafiyet koşullarını karşılayıp karşılamadığıdır.
2. İhalesiz Uzatma ve Münhasırlığın Süresi: 2012 Kararı
Rekabet Kurulu’nun 12-23/659-181 sayılı kararı, yayın haklarının münhasıran belirli bir teşebbüste tutulmasının süresi ve yeni bir ihale yapılmasının rekabet hukuku bakımından taşıdığı önemi göstermesi açısından dikkat çekmektedir. Karara konu olayda mevcut Paket A yayın hakkının ihale yapılmaksızın üç sezon daha uzatılması gündeme gelmiş; Kurul, söz konusu düzenlemeyi pazara giriş ve münhasırlığın süresi bakımından değerlendirmiştir.
Kararın ortaya koyduğu yaklaşım bakımından önemli olan husus, münhasırlığın varlığının tek başına belirleyici olmamasıdır. Özellikle yayın haklarının uzun süre boyunca yeni bir rekabetçi ihale yapılmaksızın aynı teşebbüste kalmasının pazara giriş üzerindeki etkileri önem taşımaktadır. Bu yaklaşım, yayın hakları bakımından sözleşme süresinin ve uzatma mekanizmalarının neden rekabet hukuku incelemesinin önemli unsurlarından biri olduğunu ortaya koymaktadır.
3. Koşullu Bireysel Muafiyet ve Alt Lisanslama: 2014 Kararı
2014 tarihli 14-43/804-361 sayılı Rekabet Kurulu kararı ise münhasır yayın hakkının rekabet hukuku bakımından değerlendirilmesinde farklı bir mekanizmanın kullanılabileceğini göstermektedir. TFF ile Digitürk arasındaki 2015-2016 ve 2016-2017 sezonlarını kapsayan sözleşmenin incelendiği kararda Kurul, sözleşmeye ilişkin değerlendirmesini koşullu bireysel muafiyet çerçevesinde yapmıştır.
Bu karar bakımından özellikle alt lisanslama mekanizması önem taşımaktadır. Yayın hakkını elinde bulunduran teşebbüsün belirli yayın haklarını rakip teşebbüslerin kullanımına açmasının öngörülmesi, münhasırlığın rakipler bakımından yaratabileceği pazar kapama etkisini azaltabilecek bir araç olarak değerlendirilmiştir. Böylece Rekabet Kurulu uygulamasında münhasırlığın tamamen ortadan kaldırılması ile münhasırlığın sınırsız biçimde uygulanması arasında, belirli yükümlülükler aracılığıyla rekabetçi yapının korunmasını amaçlayan bir yaklaşım ortaya çıkmıştır.
4. Paketleme Modelinin Gelişimi ve 2022 İhalesi
Yayın haklarının farklı paketlere ayrılması, sonraki dönemde rekabet hukuku bakımından önem taşıyan araçlardan biri haline gelmiştir. 2022 yılında gerçekleştirilen ihale sürecinde yayın haklarının farklı paketlere ayrılması, farklı içerik ve yayın haklarının farklı teşebbüsler tarafından elde edilebilmesine imkan verecek şekilde yapılandırılmıştır. Paket 1-A, 1-B, 1-C, 1-D, 1-E ve 1-F ile Paket 2 ve Paket 3 gibi farklı hak gruplarının oluşturulması bu yaklaşımın somut örneğini oluşturmaktadır. Paketleme modelinin rekabet hukuku bakımından temel işlevi, yayın haklarının tek bir teşebbüste toplanması sonucunda ortaya çıkabilecek pazar kapama etkisinin azaltılması ve farklı teşebbüslerin ilgili haklara erişebilmesinin sağlanmasıdır.
Bununla birlikte paketleme, kendi başına hukuki bir zorunluluk olarak değerlendirilmemelidir. Nitekim sonraki uygulama, belirleyici olanın yalnızca paketlerin sayısı olmadığını; paketlerin içeriği, ekonomik niteliği, birbirleriyle ilişkisi ve farklı teşebbüslerin bu paketlere fiilen erişebilme imkanlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir.
5. 2024 Kararı: Yayın Haklarının Tek Yayıncıda Toplanması ve Bireysel Muafiyet
Bu açıdan 2024 tarihli 24-20/449-188 sayılı Rekabet Kurulu kararı özel bir önem taşımaktadır.
2024 yılında gerçekleştirilen ihale sonucunda 2024-2025, 2025-2026 ve 2026-2027 sezonlarına ilişkin temel yayın haklarını içeren Paket E Krea tarafından elde edilmiştir. Rekabet Kurulu, TFF ile Krea arasındaki sözleşmeyi incelemiş ve 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesindeki koşulların gerçekleştiği sonucuna ulaşarak bireysel muafiyet tanımıştır.
Bu karar, yayın haklarının tamamının veya büyük bölümünün tek bir teşebbüste toplanmasının kendiliğinden rekabet hukukuna aykırı kabul edilemeyeceğini göstermesi bakımından önemlidir. Bununla birlikte kararın “tek yayıncı modeli rekabet hukuku bakımından onaylanmıştır” şeklinde genel ve soyut bir sonuç doğurduğu da söylenemez. Rekabet Kurulu’nun değerlendirmesi belirli bir sözleşmenin, belirli bir süre ve belirli ekonomik koşullar içerisindeki etkisine ilişkindir. Dolayısıyla yeni bir ihale bakımından 2024 kararına dayanılarak tek yayıncı modelinin otomatik biçimde hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılması mümkün değildir. Yeni ihale modelinin kendi koşulları içerisinde ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir.
6. İhale Sonrası Dönemde Rekabet: Alt Yayın Hakları
Yayın hakları bakımından rekabet hukuku incelemesinin ihale sonucunda sona ermediği, Rekabet Kurulu’nun sonraki uygulamalarında daha açık biçimde görülmektedir. 2022 yılında Krea hakkında haber amaçlı görüntüler ve geniş özet görüntüleri başta olmak üzere alt yayın haklarının diğer yayın kuruluşlarına sunulmasına ilişkin ayrı bir rekabet süreci yürütülmüştür. Bu süreç, yayın hakkının elde edilmesinden sonra hak sahibi teşebbüsün söz konusu hakkı rakip yayın kuruluşlarına karşı nasıl kullandığının da rekabet hukuku bakımından önem taşıdığını göstermektedir. Dolayısıyla yayın ihalesinin rekabetçi bir süreç sonunda gerçekleştirilmesi tek başına yeterli değildir. İhale sonucunda elde edilen hakların pazarda nasıl kullanıldığı ve rakiplerin ilgili içeriğe erişiminin hangi koşullarda sağlandığı da ayrıca değerlendirilmelidir.
7. 2025 Kararı: Aktif ve Pasif Satış Kısıtlamaları
Rekabet Kurulu’nun 27 Şubat 2025 tarihli ve 25-08/193-96 sayılı kararı ise bu karar pratiğinin güncel halkalarından biridir. Kararın doğrudan TFF’nin ihale modeline ilişkin olmadığının özellikle belirtilmesi gerekir. İnceleme konusu, Krea’nın ticari aboneliklerin satışında bayilerine getirdiği bölgesel aktif ve pasif satış kısıtlamalarıdır.
Kurul, bölgesel münhasırlığın ve aktif satışların sınırlandırılmasının bazı etkinlik gerekçeleri yaratabileceğini değerlendirmiş; ancak özellikle pasif satışların sınırlandırılması bakımından bu kısıtlamanın ileri sürülen etkinliklerle yeterli biçimde ilişkilendirilemediği sonucuna ulaşmıştır. Sonuç olarak ilgili kısıtlamaların 4. maddeyi ihlal ettiği ve muafiyet koşullarının gerçekleşmediği değerlendirilmiştir. Kararın yayın ihalesi bakımından önemi, yayın haklarının ihale sonrasındaki kullanımının da rekabet hukuku bakımından bağımsız bir inceleme konusu olabileceğini göstermesidir. Başka bir ifadeyle, yayın hakkının münhasır olarak elde edilmesi ile bu hakkın alt pazarda kullanılma biçimi birbirinden ayrı hukuki değerlendirmeler gerektirmektedir.
8. Yeni İhale Öncesinde Rekabet Hukuku Bakımından Ortaya Çıkan Çerçeve
2012 yılından 2025 yılına kadar uzanan kararlar birlikte değerlendirildiğinde, TFF yayın hakları bakımından birbirini tamamlayan bir rekabet hukuku yaklaşımının ortaya çıktığı görülmektedir.
İlk olarak, münhasırlığın süresi önem taşımaktadır. İhale dönemlerinin uzun süreli sözleşmeler veya ihalesiz uzatmalar yoluyla ertelenmesi, pazara giriş bakımından rekabetçi endişeler doğurabilmektedir.
İkinci olarak, münhasırlığın kapsamı önemlidir. Yayın hakkının hangi içerikleri ve hangi teknolojileri kapsadığı, rakip teşebbüslerin pazara erişimini doğrudan etkileyebilmektedir.
Üçüncü olarak, paketleme ve alt lisanslama gibi mekanizmalar, münhasırlığın rekabet üzerindeki etkisini sınırlandırabilecek araçlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Dördüncü olarak, ihale sonrası uygulamalar ayrıca önem taşımaktadır. Haber ve özet görüntülerine erişim, alt yayın haklarının kullanımı ve ticari aboneliklerin satışına ilişkin bölgesel kısıtlamalar, yayın hakkının elde edilmesinden sonraki rekabet koşullarını belirleyebilmektedir.
Bu çerçevede yeni ihalede yalnızca “tek yayıncı mı, birden fazla yayıncı mı?” sorusuna odaklanmak yeterli olmayacaktır. Tek yayıncı modeli belirli koşullarda bireysel muafiyetten yararlanabilmekte; buna karşılık paketlere ayrılmış bir ihale modeli de tek başına rekabet hukuku bakımından güvenli bir yapı anlamına gelmemektedir. Belirleyici olan, ihale modelinin ve ihale sonrasında uygulanacak sözleşmesel düzenlemelerin ilgili pazardaki rekabet üzerindeki toplam etkisidir.
Sonuç
TFF’nin yeni yayın ihalesinin gündeme geldiği mevcut dönemde, geçmiş Rekabet Kurulu kararlarının yalnızca münferit uyuşmazlıklar olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. 2012 tarihli ihalesiz uzatma kararı, 2014 tarihli koşullu bireysel muafiyet kararı, 2022 yılındaki paketleme yaklaşımı, 2024 tarihli bireysel muafiyet kararı ve 2025 tarihli satış kısıtlamalarına ilişkin karar, yayın haklarının rekabet hukuku bakımından geçirdiği dönüşümün farklı aşamalarını ortaya koymaktadır.
Yeni ihale bakımından pratik sonuç şudur: İhaleyi kazanan teşebbüsün kimliği, hukuki değerlendirmenin merkezinde yer almamaktadır. Merkezde, oluşturulan sistemin pazara girişi mümkün kılıp kılmadığı, münhasırlığın süresi ve kapsamıyla ölçülü olup olmadığı, rakip yayıncıların içeriğe makul koşullarda erişebilip erişemediği ve hakların ticari kullanımının ayrımcılık yaratıp yaratmadığı yer almaktadır. İhale tasarımı bu ölçütler gözetilerek kurgulandığı ölçüde rekabet hukuku riski azalacak; bu ölçütler ihmal edildiği ölçüde, ihale sonuçlandıktan sonra dahi Kurul incelemesi ve olası bir ihlal tespiti gündeme gelebilecektir.
Bu noktada ihale sonrası dönemde hak sahibi yayıncının pazardaki konumu hakim durum yasağı bakımından ayrıca değerlendirilebilir ve koşullara bağlanan bir muafiyet, koşullar yerine getirilmediği sürece koruma sağlamaz.
Kısacası yayın haklarında rekabet, ihale masasında başlamamakta ve ihale sonuçlandığında sona ermemektedir. Yeni ihale hazırlanırken 2012'den 2025'e uzanan kararların geçmiş uyuşmazlıklar olarak değil, yeni ihale modelinin hukuki sınırlarını gösteren bir bütün olarak okunması gerekmektedir. TFF’nin yeni ihale modelini oluştururken geçmiş Rekabet Kurulu kararlarında ortaya konulan bu ilkeleri dikkate alması, yalnızca ihale sürecinin değil, ihale sonrasında kurulacak yayın ve dağıtım yapısının da rekabet hukuku bakımından daha öngörülebilir bir çerçevede şekillenmesi açısından önem taşımaktadır.
Oğuzhan DAŞDEMİR










Yorumlar