DEPLASMAN YASAĞININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE İNSAN HAKLARI İHLALİ YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRİLMESİ
- Av. OĞUZHAN DAŞDEMİR

- 22 Haz 2025
- 8 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 17 Ara 2025

1. Giriş
Futbol, yalnızca bir spor dalı olmanın ötesinde, milyonlarca insanın aidiyet ve kimlik duygusunu besleyen sosyokültürel bir olgudur. Taraftarların takımlarını destekleme özgürlüğü, temel bir ifade ve toplanma özgürlüğünün tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Türkiye’de son yıllarda sıkça uygulanan deplasman yasağı, özellikle bazı taraftar gruplarının belirli illere veya maçlara seyahatlerinin yasaklanması şeklinde tezahür etmektedir. Bu yazıda, deplasman yasağının hukuki niteliği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), Anayasa ve 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun çerçevesinde değerlendirilecek; uygulamanın insan hakkı ihlali teşkil edip etmediği analiz edilecektir.
2. Deplasman Yasağının Dayanakları ve Hukuki Niteliği
Türkiye'de spor alanlarında şiddet ve düzensizliği önleme amacı taşıyan ilk yasal düzenleme, 28 Nisan 2004 tarihinde yürürlüğe giren 5149 sayılı Spor Müsabakalarında Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun olmuştur. Bu Kanun’un uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan bir yönetmelikle desteklenmiş olsa da, spor güvenlik kurullarına dair ayrıntılı hükümler içermemesi nedeniyle uygulamada yetersiz kalmıştır. Nitekim Kanun’un yalnızca 3. maddesinde spor güvenlik kurullarına yüzeysel olarak değinilmiş, ancak bu kurulların görev ve yetkilerine ilişkin kapsamlı bir düzenleme yapılmamıştır. Bu eksiklik, aynı Kanun’un 30. maddesine dayanılarak çıkarılan yönetmelikle kısmen giderilmeye çalışılmıştır.
Ancak söz konusu yasal düzenlemenin pratikte yetersiz kalması, yeni bir yasanın kabulünü gerekli kılmış ve bu doğrultuda 2011 yılında 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun yürürlüğe girmiştir. Bu yeni düzenleme, hem kurumsal yapı hem de hukuki yetki alanı bakımından önemli yenilikler getirmiştir. Özellikle, spor güvenlik kurullarının kuruluşu, görev tanımı ve yetkileri 5149 sayılı Kanun’a kıyasla daha açık ve ayrıntılı biçimde ortaya konmuştur. Buna paralel olarak, 28 Kasım 2012 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe giren 6222 Sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği aracılığıyla da düzenlemeler detaylandırılmıştır. Bu gelişme, kişi hak ve özgürlüklerini sınırlama kapasitesine sahip olan bu tür kurulların, yasal zemine dayandırılması gerekliliğini karşılamış ve kanuniliğe bağlı idare ilkesine uygunluk sağlamıştır. Anayasa’nın 123. maddesinde ifadesini bulan bu ilke gereği, idarenin görev ve yetkileri ancak kanunla belirlenebilir.
Spor güvenlik kurulları, kamu güvenliğini sağlamakla yükümlü çeşitli kurumlar ve spor organizasyonları arasında eşgüdüm görevini yerine getirmek üzere yapılandırılmıştır. Bu bağlamda, kurulların koordinasyon rolü, Türkiye'nin taraf olduğu Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Müsabakalarında Seyircilerin Taşkınlık ve Şiddet Eylemlerine Dair Avrupa Sözleşmesi ile de uyum içerisindedir. Dolayısıyla, uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi noktasında spor güvenlik kurulları işlevsel bir rol üstlenmektedir.
6222 sayılı Kanun’un 1. maddesinde düzenlenen amaç hükmüne göre, spor alanları ve çevresinde, müsabaka öncesi, esnası ve sonrasında güvenlik ve düzenin sağlanması hedeflenmiştir. Kanun’un kapsamı ise kişi, fiil, zaman ve mekân açısından oldukça geniş tutularak, güvenlik tedbirlerinin idari nitelikli olarak uygulanabileceği çerçeve çizilmiştir. Özellikle 5. maddede, güvenlik kurullarının alabileceği tedbirler ve sahip oldukları yetkiler açık biçimde tanımlanmıştır. Bu yetkiler, uygulamada özellikle taraftar gruplarına yönelik kısıtlamalarda belirgin hale gelmektedir.
İl ve ilçe spor güvenlik kurullarının detaylı görev tanımları ise 6222 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nin 5. maddesinde yer almaktadır. Yönetmelik kapsamında, spor güvenlik kurulları ile sporun diğer aktörlerinin yetki ve sorumlulukları netleştirilmiş, böylece 5149 sayılı önceki düzenlemelere kıyasla daha kapsamlı bir idari çerçeve çizilmiştir.
Bu bağlamda değerlendirildiğinde, Türkiye’de deplasman yasağı uygulamaları, genellikle 6222 sayılı Kanun ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi uyarınca valilik makamlarınca alınan idari güvenlik tedbirleriyle hayata geçirilmektedir. Ancak uygulamada çoğu zaman bu kararlar, somut risk ve özel tehdit unsurlarına değil, genel ve soyut güvenlik gerekçelerine dayandırılmakta; bu durum ise hukuk devleti ilkesine aykırılıklar doğurabilmektedir. Hukuki açısından belirlilik, orantılılık ve ölçülülük gibi ilkelerin dikkate alınmaması, söz konusu yasakların meşruiyetini tartışmalı hale getirmektedir.
Bu çerçevede, deplasman yasağının dayandığı hukuki temellerin varlığına karşın, uygulamadaki keyfilik riski, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında anayasal güvencelere riayet edilmesi gereğini ortaya koymaktadır. Her ne kadar idari otoriteler, kamu düzenini korumak adına tedbir alma yetkisine sahip olsalar da, bu yetkinin kanunilik, gerekçelilik ve yargı denetimine açıklık ilkeleriyle sınırlı olduğu unutulmamalıdır.
3. “Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi” ve “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” Kapsamında Değerlendirme
Sportif Karşılaşmalarda ve Özellikle Futbol Maçlarında Seyircilerin Şiddet Gösterileri ve Taşkınlıklarına Dair Avrupa Sözleşmesi (European Convention on Spectator Violence and Misbehaviour at Sports Events and in particular at Football Matches) 19 Ağustos 1985 tarihinde Strasbourg’da imzalanmıştır. Türkiye sözleşmeyi 25 Eylül 1986’da imzalamış, 30 Kasım 1990’da onaylamış ve 1 Ocak 1990’da yürürlüğe sokmuştur.
İlgili Sözleşmenin 3. maddesinde seyircilerin şiddet ve taşkınlıklarını önlemek ve kontrol altına almak için gerekli önlemleri belirlemiş ve düzenlemiştir.
“Madde 3 – Önlemler
1.Taraflar, seyircilerin şiddet ve taşkınlıklarını önlemek ve kontrol altına almak için gerekli önlemleri belirlemeyi ve uygulamayı taahhüt ederler; bu önlemler özellikle aşağıdakileri ihtiva edecektir:
a – Gerek stadyumların içinde gerek yakın çevresinde ve seyircilerin kullandığı transit yollarında meydana gelebilecek şiddet olaylarının ve taşkınlıkların üstesinden gelebilmek için yeteri kadar asayiş kuvveti kullanılmasını temin etmek;
b – İlgili veya ilgili olabilecek değişik mahallerin polis kuvvetleri arasında yakın bir işbirliğini ve gerekli bilgi alışverişini kolaylaştırmak;
c – Seyirci şiddet veya taşkınlıklarına ilişkin fiillerden suçlu bulunan kişilerin uygun cezalara veya duruma göre uygun idari tedbirlere çarptırılmasını sağlayacak mevzuatı uygulamak, gerekiyorsa bu mevzuatı oluşturmak.
2. Taraflar, taraftar kulüplerinin olumlu davranışlarını ve sorumlu bir biçimde örgütlenmelerini ve bu kulüplerin üyeleri arasından, maçlarda seyircilerin kontrolünü ve aydınlatılmasını kolaylaştıracak ve deplasmanda oynayan maçlara giden taraftar gruplarına refakat edecek görevlilerin tayin olunmasını teşvik etmeyi taahhüt ederler.
3. Taraflar, olay çıkarması muhtemel kişilerin maçlara gitmesini engellemek için, hukuken mümkün olduğu ölçüde kulüplerin, örgütlenmiş tarafların ve seyahat acentalarının işbirliği ile deplasmana çıkış noktasında seyahat düzenlemelerinin koordine edilmesini teşvik edeceklerdir.
4. Taraflar, şiddet patlamaları ve seyirci taşkınlıklarından çekinilen durumlarda, spor örgütleri ve kulüpleri ile birlikte uygun hallerde stadyum sahiplerinin ve resmi makamların dahili mevzuatın belirlediği sorumlulukları çerçevesinde stadyumların çevresinde ve içinde bu şiddet ve taşkınlıkları önlemek veya kontrol altında tutmak için pratik önlemler almalarını sağlamaya çalışacaklardır. Taraflar bu amaçla gerektiğinde, kurallara uymayanlara karşı uygulanabilecek yaptırımları kapsayacak uygun mevzuat gerektirecek veya uygun olabilecek tüm öteki yollara başvuracaklardır. Yukarıda değinilen pratik önlemler aşağıdakileri de ihtiva edecektir:
a – Stadyumların tasarımı ve fiziki yapısının, seyircilerin güvenliğini temin etmesini, aralarında şiddet olaylarının çıkmasını kolaylaştırmamasını, kalabalığın daha etkili bir kontrolüne olanak verilmesine yeterli engel ve çitleri ihtiva etmesini ve güvenlik ve polis kuvvetlerinin müdahalesine olanak vermesini sağlamak;
b – Misafir seyirci gruplarına, stadyuma alındıklarında, ayrı bölümler tahsis edilerek, rakip taraftar grupları etkin bir biçimde ayırmak;
c – Bu ayırımı, bilet satışlarını titizlikle kontrol ederek ve maçın hemen öncesinde özel önlemler alarak, pekiştirmek;
d – Olay çıkarması muhtemel kişiler ile alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında olanları hukuken mümkün olduğu ölçüde stadyum ve maçlardan çıkartmak veya girişlerini yasaklamak;
e – Stadyumları etkili bir hoparlör sistemiyle teçhiz etmek, ve seyircilerin düzgün şekilde davranmasını teşvik etmek amacıyla, bu sistemin, maç programının ve diğer haberleşme olanaklarının tam olarak kullanılmasını sağlamak;
f – Seyircilerin stadyumlara alkollü içki sokmalarını yasaklamak; stadyumlarda alkollü içki satışını ve her türlü dağıtımını kısıtlamak ve tercihen yasaklamak ve tüm meşrubatların tehlikeli olmayan kapların içinde bulunmasını sağlamak;
g- Seyircilerin stadyumların içerisine şiddet olaylarında kullanılabilecek cisimleri, havai fişekleri veya benzeri aletleri sokmalarını engellemek üzere kontroller sağlamak;
h- Gerekli kuralların uyumlu bir şekilde uygulanabilmesi için, kalabalığın kontrolüne ilişkin düzenlemeler konusunda irtibat görevlilerinin maçlardan önce kamu makamları ile işbirliği yapmalarını sağlamak.
5. Taraflar, kitle iletişim araçlarının potansiyel önemini de göz önünde bulundurmak suretiyle, sporda ve spor karşılaşmalarında şiddet olaylarını önlemek amacıyla ve özellikle eğitici ve diğer kampanyalarla spor idealini yayarak, spora geniş şekilde aktif katılmayı teşvik ederek, seyircilerin ve sporcuların kendi aralarındaki karşılıklı saygıyı arttırmak için özellikle gençlerde centilmence mücadele kavramını geliştirerek, uygun sosyal ve eğitici önlemleri alacaklardır. “
İlgili düzenleme incelendiğinde, alınan tedbir ve önlemlerin bireysel esaslara dayandığı ve esasen müsabaka esnasında şiddet eyleminde bulunma ihtimali olan kişilerin, hukuki sınırlar içinde ve makul ölçütlerle müsabaka alanlarına girişinin engellenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ancak, bir grubu homojen bir bütün olarak değerlendirip tüm üyelerine aynı muameleyi uygulamak, genelleme ve kalıpyargıya (stereotip) dayalı bir yaklaşımdır. Bu tarz bir önyargıya dayanarak değerlendirme yapılarak uygulamaya geçirilmesi ise ayrımcılık teşkil eder.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ifade özgürlüğü (Madde 10), toplanma ve örgütlenme özgürlüğü (Madde 11) ve ayrımcılık yasağı (Madde 14) kapsamında taraftar yasaklarını inceleyebilecek nitelikte kararlar vermiştir. AİHM içtihadına göre kamu düzeni gerekçesiyle alınan tedbirlerin, demokratik bir toplumda gerekli, ölçülü ve meşru bir amaçla sınırlı olması gerekir. Taraftar gruplarının hiçbir somut suç isnadı olmaksızın ve süresiz biçimde maçlara girişlerinin engellenmesi, kolektif cezalandırma anlamına gelmekte ve AİHS’nin 11. maddesi kapsamında orantısız müdahale niteliği taşımaktadır.
Özellikle Oya Ataman v. Turkey (2006) kararında Mahkeme, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kamu düzenine karşı tehdit içerse bile barışçıl şekilde kullanılması hâlinde güvence altına alınması gerektiğini vurgulamıştır. Dolayısıyla barışçıl bir şekilde deplasmana gitmek isteyen taraftarların bu hakkı engellenemez.
Bu bağlamda, deplasman yasağı uygulaması, belirli bir takımın taraftar grubunu tek tip bir tehdit unsuru olarak değerlendirmekte, grup üyelerinin bireysel davranışlarını göz ardı ederek tüm gruba yönelik toplu yasaklama tedbiri öngörmektedir. Bu yaklaşım, ayrımcı bir uygulama olup, bireysel sorumluluk ilkesine aykırıdır. Ayrıca; ifade özgürlüğü, toplantı ve seyahat hürriyeti, ayrımcılık yasağı gibi temel hakları ihlal ettiği ölçüde, insan hakları hukukunun korunmakta olan güvenceleriyle de bağdaşmamaktadır.
4.Anayasa ve Temel Haklar Bağlamında Yorum
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 34. maddesi, herkesin önceden izin almaksızın barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğunu güvence altına alır. Taraftar gruplarının, organize biçimde takımını desteklemek üzere deplasmanlara gitmesi, bu hakkın bir görünümüdür. Ayrıca Anayasa’nın 23. maddesi seyahat özgürlüğünü tanımakta, 13. maddesi ise temel hak ve özgürlüklerin yalnızca kanunla sınırlanabileceğini ve bu sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, ölçülü ve orantılı olması gerektiğini belirtmektedir.
Valiliklerin deplasman yasağı kararları, çoğunlukla 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun’un 5. maddesi ile 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/C maddesi kapsamında alınmaktadır. Ancak bu düzenlemeler, uygulamada geniş takdir yetkisi tanımakta; genel ve soyut güvenlik kaygılarıyla tüm taraftar gruplarının topluca deplasmana gitmesini engelleyen kararlar verilmektedir. İl ve İlçe Spor Güvenlik kurulları kararları incelendiğinde bir iki cümlelik formül ifadelerle (“Kulübün talebi değerlendirilerek … misafir seyircilerin alınamamasına”) karar verildiğini görüyoruz. Anayasal bir hak kısıtlanırken tatmin edici olmayan bir gerekçenin yasal anlamda gerekçe olarak kabul edilemeyeceği açıktır.
Üstelik, birçok takım bu kararların keyfi şekilde alındığını iddia etmekte; takımlarının taraftarlarının deplasmana gitmesini engellenmesinin şiddet ve düzensizliği önlemekten ziyade, kurulların kendi şehir takımlarını korumak ve seyirci avantajını ortadan kaldırmak amacıyla kararlar aldığını öne sürmektedir.
Bu tür kararlar, somut ve bireyselleştirilmiş bir tehlike veya eylem yerine, potansiyel risklere dayanarak önleyici yasaklama şeklinde uygulandığında; anayasal seyahat özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile ifade özgürlüğü üzerinde orantısız bir kısıtlama yaratmaktadır. Bu bağlamda, yasaya dayanıyor olsa da, valilik kararlarının anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığı tartışmaya açıktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarında da vurgulandığı üzere, haklara getirilen sınırlamaların gerekçesiz, keyfi, ölçüsüz ve ayrımcı nitelik taşıması halinde hukuka uygun olsa bile anayasaya aykırı sonuçlar doğurabileceği kabul edilmektedir.
5. Sonuç ve Değerlendirme
Türkiye’de spor alanlarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesine yönelik olarak getirilen deplasman yasağı, hukuki altyapı açısından 6222 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatla desteklenmekle birlikte, uygulamadaki pratikler insan hakları perspektifinden ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Spor güvenlik kurullarının varlığı ve görevleri, hem ulusal hem de uluslararası düzenlemelerle uyumlu biçimde tasarlanmış olsa da, toplu ve soyut risklere dayanarak bireysel ayrıcalıkları göz ardı eden yasaklamalar, hukukun temel prensipleriyle çelişmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümleri, seyahat, toplanma ve ifade özgürlüklerinin ancak demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, ölçülü ve meşru amaçlarla sınırlandırılabileceğini açıkça hükme bağlamıştır. Ancak uygulamada, somut olay ve bireysel davranış analizinden uzak, grup bazlı ve süresiz yasaklamalar söz konusu olup, bu durum AİHM kararlarında açıkça eleştirilen kolektif cezalandırma ve ayrımcılık uygulamalarına işaret etmektedir.
İdari makamların, özellikle valiliklerin geniş takdir yetkisini kullanarak aldığı deplasman yasağı kararları, yeterince gerekçelendirilmemekte ve ölçülülük ilkesine uygunluğu tartışmalıdır. Anayasal güvencelerin gereği olarak, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ancak somut, bireysel ve ölçülü tedbirlerle mümkün olmalıdır. Genel ve soyut güvenlik kaygılarına dayanarak alınan kararlar, hukuki belirlilik, orantılılık ve yargı denetimi ilkelerine aykırılık teşkil etmekte, demokratik hukuk devletinin temel ilkelerini zedelemektedir.
Bu bağlamda, taraftarların deplasman hakkının keyfi ve toplu yasaklamalarla engellenmesi kabul edilemez. Sporun birleştirici ve toplumsal katılımı teşvik edici özelliği göz önünde bulundurulduğunda, taraftarların maçlara özgürce seyahat etme hakkı temel bir haktır ve korunmalıdır. Deplasman yasağı uygulamalarının yalnızca somut, bireysel risk analizlerine dayanarak, ölçülü ve hukuka uygun şekilde sınırlandırılması gerekmektedir. Aksi takdirde, bu tür yasaklamalar hem anayasal haklara hem de uluslararası insan hakları standartlarına aykırı olur ve sporun evrensel ruhuna zarar verir. Bu nedenle, taraftarların deplasman haklarına saygı gösterilmeli, şiddet ve düzensizliği önlemek adına alınan tedbirler, bu temel hakkı ihlal etmeyecek biçimde uygulanmalıdır.
Avukat Oğuzhan DAŞDEMİR
KAYNAKÇA
- Apaydın, Bahadır. “İdare Hukuku Cephesinden Spor Güvenlik Kurulu ve Kararları Üzerine Bir Değerlendirme”. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (Temmuz 2024)
- AKSOY, Beyza. “Seyirden Yasaklama Tedbiri”. İstanbul Barosu Dergisi (Temmuz Ağustos 2021)








Yorumlar